Tarihin Puslu Sayfalarındaki Bir Efsane: Mu Kıtası — NelerOlduNeler
Tarih Kategorisi için tarafından 6 Temmuz 2017 tarihinde yayınlandı.

Tarihin Puslu Sayfalarındaki Bir Efsane: Mu Kıtası

Mu Kıtası yani Güneş İmparatorluğu efsanelere göre insanoğlunun ilk anavatanıydı. Büyük Okyanus’ta, Asya kıtası ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya’nın iki katı büyüklüğünde bir kıta olduğunu anlatılır. Şiddetli sarsıntılar sonucu oluşan büyük tufan sırasında sulara gömüldüğü düşünülmektedir.  İngiliz subay ve gezgin James Churchward’ın Hindukuş Dağlarında ve Tibet’te yaptığı araştırmalara dayanarak yazdığı beş kitapta ortaya attığı görüşlerdir. Churchward’ın iddia ettiğine göre Mu uygarlığını araştırmasına başlaması, Batı Tibet’teki, adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde bulunan, çok eski bir dilde yazılmış olan Naacal Tabletleri’ni okumasıyla başlamıştır. Churchward 1883 yılında bu tabletleri okuyabilme becerisini de yine o tapınakta bulunan Rishi adlı bir Tibet rahibinden öğrenmiştir. Churchward, bu tabletleri çözümleyebilmek amacı ile manastırda kaldığı iki yıl süresince çeşitli sembollerden ve şekillerden oluşan, eski ve ölü bir dil olan Naacal dilini Rishi’den öğrenmiş ve tabletleri çözümlemiştir. Tabletler çözümlendiğinde Tibet’e Mu kıtasından Naacal rahipleri tarafından getirildiği ortaya çıkmıştı.

1-) Mu Kıtası’nın bilimsel olarak kabul derecesi nedir?

Büyük Okyanus sıradağlarının uzandığı Pacifica plakası keşfedilmiştir. Mikronezya’ nın Karolina Dağlarında az nüfuslu yapılması mümkün olmayan bazı büyük kalıntılar bulunmuştur. Ve Penelope Adasında boyu 10 metre’ yi aşan duvarlara sahip tapınak keşfedilmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan önce Japon dalgıçlar denizin altında Büyük Okyanus’ ta mercanlarla kaplı anıtlar, sütunlar, ev kalıntıları ve çeşitli eşyalar, taş tabletler bulmuşlardır. Bir adasında Mısır’da bulunan mumyalar’ dan daha eski mumyalar bulunmuştur. Fakat bilim adamları Mu Kıtası’nın da Atlantis gibi hayal ürünü olduğunu düşünmektedir. Levha tektoniğine göre kıtaları oluşturan SiAl (silisyum/alüminyum) kayalar, okyanus diplerini oluşturan SiMg (silisyum/magnezyum) kayalar üzerinde “yüzerler”. Büyük Okyanus dibinde Mu Kıtasını kanıtlayacak herhangi bir SiAl kayaya rastlanmamıştır.

Arkeologlar arasında kesin birlik olmamasına rağmen çeşitli görüş, belgeler ve bulgular mevcuttur.  Çin’ e ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde “Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık” yazmaktadır. Bu yazılı kayalar 14 bin yıllıktır, c14 karbon testleriyle sabittir.Ayrıca en büyük kanıtlardan biri de Ramayana Destanıdır. Destanın bir bölgesinde Naakallerin Burma’ ya “Doğum yerleri olan Doğu’ daki ( Pasifik yönündeki bir ülkeden) ” geldiklerinden söz etmektedir.

2-) Mu Kıtası’nın 70 bin yıllık bir uygarlık geçmişine sahipti. Bu kıta, büyük depremler ve büyük tektonik fay hareketleri sonucu, dünyanın yaşadığı kozmik bir anomaliden dolayı kimilerine göre de kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür. Batışın bir anda olmadığı, 2 veya 3 ayrı felaket ile birlikte 40 yıllık bir süre içinde bu kıta sisteminin yok olduğu düşünülmektedir. ABD’de “Uyuyan Peygamber” lakabıyla anılmış Edgar Cayce’ in “Akaşik Okumalar” ına göre, Atlantis gibi Mu kıtası’ nın da batmasına neden olan etken, Atlantisliler’ den satanik yol mensuplarının, ellerindeki nükleer güçleri yıkıcı amaçlarla kullanmaları yüzünden yer kabuğunun dengelerini bozmalarıydı.

3-) Mu Kıtası üzerinde kurulduğu düşünülen Uygur İmparatorluğu zaman içerisinde tüm dünyada birçok koloniler ve imparatorluklar oluşturmuştur. Öyle ki bu imparatorluğun sınırları Avrupa içlerine kadar uzanmaktaydı. Kıta üzerine birçok gelişmiş şehir, verimli ovalar, tapınaklar ve şelaleler yer almaktaydı. Mu Kıtası teknolojik olarak büyük bir ilerleme kaydetmişti. Mu insanlarının ” Telepati, Durugöz, Çift Bedenlenme, Astral Seyahat ” gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülen özelliklere sahip oldukları söylenir.

4-) Mu araştırmacılarına göre, Mu Kıtasından her kıtaya göçler yapılmışsa da başlıca göçler Kuzey ve Güney Amerika’ ya, Orta Asya’ ya, Mısır ve Anadolu’ ya yapılmıştır. Ayrıca araştırmacılara göre bu bölgelerde Maya, Sümer, Mısır ve Uygur adlarını alarak eskisinden daha az görkemli olsa da kültürlerini devam ettirmişlerdir.

5-) Mustafa Kemal Atatürk Mu Kıtası’ nı Türklerin kökeninin dayandığı yer olarak düşünmekteydi. İngiliz araştırmacının araştırmalarından haberdardı. Ve İlkel Dinler Uzmanı ve Tarihçi Diplomat Tahsin Mayakon’ u Meksika Büyükelçisi olarak Meksika’ ya yollamış ve orada Mu Kıtası ve Türkler tarihi ile ilgili araştırmalar yapmasını emretmişti.

Mayakon, yaptığı araştırmalarda Güney Amerika uygarlıklarından Maya Uygarlığının din ve kültürü ile Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasındaki benzerliklere dikkat çekiyordu. Çok geçmeden Arkeolog William’ ın Meksika’ da yaptığı kazılarda bulduğu   Çok geçmeden Arkeolog William Meksika’ da yaptığı kazılarda bulunduğu yaklaşık 15 bin  bin yıl öncesine ait tabletlerin bulunması üzerine, ardından İngiliz araştırmacının Hindistan’ da bulduğu benzer tabletlerin çevirilerinden Atatürk’ü haberdar etti. Daha sonra oluşturulan raporda şaşırtıcı bilgilere ulaşıldı.

Tahsin Mayakon, Meksika’ da Maya kültürünü incelemiş, incelemeri sonucunda çok sayıda sözcüğün Türk ve Maya dillerinde aynı olduğunu saptamıştı. Bu sözcüklerden biri de Türkçe’ deki “tepe” sözcüğüydü. (Maya dilindeki karşılığı “tepek” idi ve “tepe” anlamına geliyordu.) Bunun üzerine Atatürk Tahsin Bey’ in soyadını “Mayapetek” olarak değiştirmiştir. Fakat Tahsin Mayapetek’in iki kültür arasında bulduğu ortak noktalar sadece sözcüklerden ibaret değildi; her iki kültür arasında, Mayaların ayyıldızlı davullarından, Şamanik kültüründen, kilim desenlerinden, sembollerinden tüy takma alışkanlıklarına kadar pek çok ortak nokta mevcuttu. Tahsin Mayapetek, çalışmalarını belge ve fotoğraflarla 3 ciltlik bir defter halinde toplayarak Atatürk’ e gönderdi. Bunların ikisi 1970′ lere kadar Türk Dil Kurumu Kütüphanesinde bulunuyordu.Üçüncü defter kayıptır. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapınaklarda da benzerlik bulunduğu belirtiliyordu.

Mu Kıtası hakkında çeşitli bilgilere ulaşabileceğiniz kaynaklar:

  • James Churchward, Books of the Golden Age (1927)
  • James Churchward, The Lost Continent of Mu (1931)
  • Türkçe çevirisi: Kayıp Kıta Mu, Ege Meta Yayınları (2000)
  • James Churchward, The Children of Mu (1931)
  • Türkçe çevirisi: Batık Kıta Mu’nun Çocukları, Ege Meta Yayınları (2001)
  • James Churchward: The Sacred Symbols of Mu (1933)
  • Türkçe Çevirisi: Mu’nun Kutsal Sembolleri, Ege Meta Yayınları
  • James Chuchward, Cosmic Forces As They Taught in Mu (1934)
  • James Churchward, Second Book of Cosmic Forces of Mu (1935)
  • Hans Stefan Santesson, Understanding Mu (1970)
  • Kemal Şenoğlu, Mayatepek Raporları Türk Tarih Tezi ve Mu Kıtası (2006)
  • Sinan Meydan, Atatürk ve Kayıp Kıta Mu (2006)
  • Alparslan Salt ve Haluk Egemen Sarıkaya,  MU – Tarih-öncesi Evrensel Uygarlık (1978)
  • Sinan Meydan, Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2 – KÖKEN (2008) İnkılap Yayınları