Tarihteki En Güçlü Kadınlardan: Rosa Parks — NelerOlduNeler

NelerOlduNeler.com Daha İyi Habercilik Adına Tasarımını ve Yayıncılık Politikasını Değiştiriyor. Türkiye'de Daha Önce Denenmemiş Şeyleri Denemek İstiyoruz. Yakında Tekrar Görüşmek Ümidiyle.

İçerik, Tarih Kategorisi için tarafından 8 Ocak 2018 tarihinde yayınlandı.

Tarihteki En Güçlü Kadınlardan: Rosa Parks

Otobüste bir beyaza yer vermedi ve siyahilere yönelik yapılan ayrımcılığa karşı direnişin sembolü oldu.  Peki tarihin en güçlü kadınlarından biri olan Rosa Parks kimdir? Gelin beraber inceleyelim…

4 şubat 1913 tarihinde ABD’de Alabama eyaletinde marangoz bir babanın evladı olarak dünyaya gelen Rosa Parks anne ve babasının evliliğinin bitmesi üzerine annesi ile birlikte Pine Level bölgesine taşındı.

Yaklaşık 11 yaşına kadar öğretmen olan annesinden evde eğitim alan Rosa, 11 yaşından sonra endüstri kız okulunda eğitimine devam etti fakat kısa bir süre sonra annesinin rahatsızlığından dolayı eğitim hayatını sonlandırmak zorunda kaldı.

1932 yılında Raymond Parks ile evlenerek eşinin desteği ile eğitimini tamamladı ve 1943 yılında insan hakları hareketinin aktif üyesi oldu. Ve her şey tam da o yıllarda başladı.

Jim Crow yasaları gereğince o yıllarda ABD’nin güney eyaletlerinde siyahilere yönelik ırk ayrımcılığı yapılmaktaydı. Siyahiler otobüslerde sadece arka taralarda oturabilecekti, hatta giriş kapısından girip ulaşım ücretini ödedikten sonra tekrar inip arka kapıdan binmek zorundalardı. Bunun gerekçesi ise siyahi vatandaşların beyaz olan vatandaşların göz zevkini bozuyor olmasıydı.

Ne yazık ki yasalarda bulunan çirkinlikler bununla da sınırlı değildi. Otobüs tamamen doluysa ve otobüse beyaz bir yolcu binerse siyahi vatandaşlardan biri kalkıp yer vererek ayakta beklemek, eğer ayakta bekleyecek alan yoksa ise inip başka otobüs beklemek zorundaydı.

Terzilik mesleği ile uğraşan Rosa Parks bir akşam iş dönüşü otobüse binerek siyahilere ayrılan alandaki koltuklardan birisine oturdu. O sırada beyaz bir yolcu gelerek kendisine oturacak yer bulamadığını ve Rosa’nın siyahi bir vatandaş olduğundan dolayı kalkması gerektiğini söyledi. O akşam Rosa, ne o yolcunun ne de şoförün uyarılarına aldırış etmeyerek yerinden kalkmadı.

Herkes büyük bir şok yaşıyordu. Kanunlar çiğneniyor, kamu düzeni ise tehdit altındaydı. Şoför, ‘neden kalkmıyorsun?’ diye kızgınlıkla sorular soruyordu. Parks, insanlığa ve kendisine en yakışan yanıtını verdi: “Çünkü kalkıp yerimi bir başkasına vermem gerektiğine inanmıyorum.”

İşte o akşam o otobüste yaşanan o olay Rosa’nın tutuklanarak hapse girmesine neden olsa da yapılan bu ayrımcılığa karşı direnişin de başlangıcı oldu.

Rosa ise bu kanuna karşı çıkarak ayağa kalkmamasını şu sözleri ile açıklıyordu: ‘’İnsanlar, benim o gün çok yorgun olduğum için koltuğumdan kalkmayı reddettiğimi söyleyip duruyorlar. Doğru, yorgundum ama sebep bu değildi. İş günü olmasının fiziksel yorgunluğu değildi bu. Yaşlı da değildim, 42 yaşındaydım. Çok yorgundum. Sürekli haksızlığa uğramaktan ve bunu kabullenmekten yorgundum.’’

Rosa’nın mahkeme sürecinde  Martin Luther King öncülüğünde siyahiler otobüsleri boykot etmeye başlarlar. Bu eylem kapsamında, siyahi vatandaşlar bir yıldan uzun bir süre otobüsleri kullanmayarak işe yürüyerek ya da bisikletle gittiler. Terör eylemi olarak nitelendirilen bu boykot , otobüs şirketlerinin yaşadığı maddi zarar nedeni ile 1964’te çıkarılan yasa sayesinde galip gelir ve artık otobüslerde siyahlar ve beyazlar eşit haklara sahiptir.

Bu direnişi ve tutuklanmasının ardından Rosa beyazların tacizi ve işten çıkarılması nedeni ile Montgomery’den taşınmak mecburiyetinde kalır. 1988’e kadar Amerikan Temsilcisi Meclisi üyesi John Conyers’ in sekreterliğini yapan Rosa, 1987’de kişisel gelişim endüstrisini kurar ve gençleri bilinçlendirmek üzere Amerika’yı dolaşır. Ayrımcılığa karşı direnişin sembolü haline gelen Rosa Parks 1979’ da NAACP’ nin Spingarn Madalyasıyla ödüllendirilir, 1980’de ise Martin Luther King Jr ödülüne layık görülür.

Rosa 1992 yılında katıldığı bir programda: “Aşağılanmak istemiyordum. Parasını ödediğim koltuktan kaldırılmak istemiyordum. Tutuklanmak gibi hevesim yoktu. Zaten işim başımdan aşkındı. Ancak o yol ayrımına gelince, direnişi seçmekte tereddüt etmedim. Çünkü buna artık yeterince katlandığımızı hissettim. Ne kadar taviz versek, ne kadar sussak, baskı da aynı oranda artıyordu.” sözleri ise onun ne kadar güçlü bir kadın olduğunun adeta kanıtıydı.

Rosa Park ‘artık yeter’ diyerek başladığı direnişinin zafere ulaşmasının ve bir parça bile olsa yapılan bu çirkin ırk ayrımcılığının son bulmasının ardından 24 Ekim 2005 tarihinde hayata gözlerini yumdu.